Hayata bakışınızı değiştirir...

  • Gündem Notları:

    8 Eki 2016

    Çift Kutuplu Dünya'nın Arkasındaki Gizli Güç



    Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı ile beraber dünya dengeleri çok hızlı değişti. Ancak bir farkla. Roma ve Osmanlı gibi imparatorluklar zamanlarının tartışmasız tek süper güçleri olmayı başarmışken, sanayi inkılabı ile beraber dünya günümüze kadar hep çift kutuplu bir düzenle devam etmiştir.

    Osmanlı'nın çöküşü ile beraber İngiltere-Fransa grubu ile Almanya çekişmesini gördük ve nitekim sömürgecilik yarışını bahane eden Almanya en sonunda 1. Dünya savaşının fitilini ateşleyen ülke oldu. Ardından yenilen Almanya, beraberinde sürüklediği ittihat ve Terakki fırkası yönetimindeki Osmanlı'yı dağıtma misyonunu yerine getirerek, kendi köşesine çekilmiş ve İtilaf devletleri tarafından kendine pek fazla dokunulmamış olmanın rahatlığı ile sessiz sedasız, yeni bir sömürge adayı Osmanlı'nın kendine pay verilmeyerek paylaşılmasını izlemiştir.

    Tam tek kutuplu bir dünya düzenine doğru sürüklenirken, yeni planlarla Hitler adında bir lider çıkartıldı otaya. Hitler, Avrupa'nın dışlanan haşere çocuğu Almanya'nın sesi olacak kabına sığmayan, ateşli ve hitabeti etkileyici bir liderdi. Kısa sürede nereden geldiği belli olmayan yardımlarla büyük bir kalkınmanın fitilini ateşleyen Hitler, Sanayi atılımını Almanya'nın yerel şirketlerinin özverisi ile kısa zamanda çok büyük yol aldığını sanıyordu. Haklıydı aslında. Almanya iyi bir yol kat etmişti ancak, Almanya'nın bağrında yetişmiş dev şirketlerin büyük kısmı, Alman vatandaşı Yahudi baronlarının elindeydi.

    Hitler'i besleyen Yahudi baronları, dünyaya öyle bir damga vuracaktı ki, bütün uluslar, Yahudi halkını konuşacak, onların ne kadar masum ve günahsız insanlar olduğunu düşünecekti. Birden bire bir ülkesi dahi olmayan ve her yerde hor görülen bu gariban Yahudi milletinin akıbeti insanlığın en büyük derdi olacaktı.

    Plan tıkır tıkır işliyor, Almanya sanayi atılımları ve Yahudi baronlarının desteği ile, sömürgecilik yarışında geri kalmasına rağmen hızla Fransa ve İngiltere ile arasındaki farkı kapatıyor, hatta onların çok üstünde teknolojiye sahip tank ve denizaltı gibi yeni savaş araçları üretmeye başlıyordu.

    Tüm dünya tarafından hayretle izlenen ve sebebi çözülemeyen bu gelişim karşısında dehşete düşen İngiltere ve Fransa, çaresiz bir şekilde Almanya'nın attığı adımları ve hamlelerini kestirmeye çalışıyorlardı.

    Ve nihayet zaman gelip çatar, Avusturya, Belçika, Hollanda, Polonya, Sırbistan, Yunanistan ve Macaristan gibi küçük Avrupa ülkelerini kısa sürede işgal etmeyi başaran Almanya, harekete geçer. Tam anlamıyla gözünü karartan Hitler, başarıya ulaşma adına, geride ihanet etmesi muhtemel tüm azınlıkları ve bu azınlıkların en büyük kısmını oluşturan Yahudi halkını katletmeye başlar. Planlarının sorunsuz işlediğinden memnun kalan Yahudi baronları, Almanya'yı terk etmek istemeyen Yahudi halkına son çağrıyı yapar. Ya yeni kurulan ve insan nüfusuna ihtiyacı olan İsrail devletine göç edecekler, ya da Almanya'da kalıp Hitler'in elinde ölümü bekleyeceklerdir.

    Katliamlar sonrasında bir taşla iki kuş vuran Yahudi baronları hem dünyaya ne kadar ezilen bir halk olduklarını göstermiş, hem de yeni kurulan ve nüfus ihtiyacı olan İsrail devletine çok sayıda yeni asker kazandırmış olmuştu. Zira Almanya'da rahatı yerine olan Yahudi azınlıkları, yeni kurulan ve geleceği belirsiz olan çatışma ortamına sahip İsrail devletine gitmeye hiç de sıcak bakmıyordu.

    Hitler misyonunu yerine getirmiş ve yeterli gelişmeyi göstererek, Avrupa'nın tek kutuplu gücünü yerle bir etmişti. Artık farklı güçleri devreye sokarak kendi büyüttükleri bu canavarı öldürmeleri gerektiğini düşünen baronlar, tüm finans yardımlarını kesmiş, Hitler'in en yakın generallerini satın almış ve ABD adında yeni kurulmuş ama büyük zenginlikleri olan güçlü bir devleti savaşa dahil ederek, tarih sahnesine kurtarıcı güç olarak ilk kez sürmüşlerdir. Bu hamleden sonra süper güç dengesini üstlenecek ülke olan ABD adeta artık sizin koruyucu abiniz benim diyerek, Avrupa'yı yıllarca parmağında oynatacaktı.

    Hitler'in Rusya macerası ve ABD'nin oyuna dahil edilmesi ile başına boyundan büyük bela alan Almanya, zafer sarhoşluğunu atlatamadan yerle bir olacaktı. Kısa sürede hem doğudan, hem de batıdan kuşatılan Avrupa'nın kabadayısı, yine bir hezimetle süper güç olma hayalini bastırmak zorunda kalacaktı.

    2. Dünya savaşı bitmiş, İngiltere ve Fransa kendilerini kurtaran ABD'ye derin minnet duymaya başlamıştı. Artık onun politikaları kendi politikaları olacak, tüm operasyonlarda ABD'nin peşinden kolayca sürükleneceklerdi. Diğer yandan ise, Almanya'nın doğu cephesinde büyük kayıp verdiren ve gücünün kırılmasında önemli pay sahibi olan Rusya da Doğu devletlerinin koruyucu bariyeri olarak tarihe geçecekti. Bir tarafta Avrupa'nın abisi ABD, diğer yanda, Doğu'nun zırhı Rusya. O da ne? Alın size Yeni bir çift kutuplu dünya düzeni daha...

    Bir yanda İngiltere'den sonra Yahudi baronlarının yeni merkezi olan, Kapitalizmin semirttiği ve şımarttığı ABD, diğer yanda çift kutuplu dünya düzeninde Yahudi baronlarının yeni kartı ve düşmanı, ezilen doğu halklarının savunucusu Komünist Rusya. Yeni bir Hitler Almanya'sından sonra aynı taktikle ve yılların ezilmişliği, süper güç yarışının geri kalmışlığını üzerinde taşıyan Lenin'in mirası komünist Rusya. En az Hitler kadar manyak ve yıkıcı politik görüşe sahip komünist liderler çok fazla dayanamaz ve Soğuk Savaş adı verilen mücadelenin ardından Hitler kadar bile başarı gösteremeden ABD karşısında adeta erir. Ardından yeni bir devrim ile Rusya'da sıradan bir Avrupa ülkesi mezarlığına gönderilir.

    Baronlar Rusya'dan istediği verimi alamayınca, kendilerine yeni bir düşman üretirler: Saddam Hüseyin. Irak'ın yeni psikopat ve en az Lenin ile Hitler kadar manyak olan bu diktatörü sayesinde baronlar yıllarca hiç bulamayacakları nimetler elde etmişlerdir.

    İlk etapta Saddam'a iktidar yolunu açıp, İran'ı yenebileceği gazı verilir. Yetmez, petrol karşılığında silah yardımı dahi teklif edilir. Bunu çekinmeden kabul eden Saddam, İran ile tamı tamına 8 yıl süren ve hiç bir boka yaramayan ahanda bu savaşa girişir. İran'ın sandığından dişli çıktığını gören Saddam gözüne yeni ve daha dişine uygun hedefler kestirir. Örneğin Kuveyt?

    Yine satılmış generallerinin gazıyla Kuveyt'e sebepsiz bir şekilde saldıran Saddam Hüseyin, kısa sürede pek bir savunması olmayan bu küçük ama ekonomisi büyük devleti ele geçirir. Tarihe Körfez savaşı olarak geçecek bu hadise ile Yahudi baronları bulunmaz bir fırsat elde eder. Kuveyt tamamen kendi petrolünü çıkartan ve çok kaliteli petrole sahip küçük bir ülkedir. Bunu bilen Yahudi baronları, ABD'nin Kuveyt'e tek bir şartla yardım götürmesine izin verir. Sizce ne olabilir? Tabi ki de Kuveyt'in petrolüne ortak olma şartıdır bu. Saddam belasını kendi başlarına bu adamların musallat ettiğinden habersiz gariban Kuveyt mecburen bu şartı kabul eder ve denize düşen yılana sarılır hesabı, tüm petrolü Saddam'a kaptırmaktansa, en azından bir kısmını gavurlarla kardeşçe yerim mantığı ile hareket eder.

    ABD askerleri demokrasi getirip altın götürürkene...


    Çok geçmeden ABD müdahalesi gelir ve Kuveyt kısa sürede kahraman Birleşmiş Milletler askerleri tarafından kurtarıcı melek ABD sayesinde Saddam'ın askerlerinden temizlenir. Ancak Yahudi baronları bununla yetinmeyeceklerdir. Asıl amaçları kalıcı olarak petrolün yuvası Ortadoğu'ya çöreklenmektir. Sonrasını zaten siz de biliyorsunuz. Irak'a demokrasi getirip kamyon dolusu altın ve tonlarca petrol götüren ABD artık tam anlamıyla süper güçtür ve dünyanın kurtarıcısı, özgürlük beşiğidir.

    Senaryonun bundan sonraki kısmında, Yahudi baronları, Müslüman karşıtlığının prim yapma potansiyelini keşfeder ve kendine yeni hayali düşmanlar üretir. El-Kaide ile Afganistan'a müdahale eder ve Hazar Denizi petrol ve doğal gazına musallat olur. Mısır ve Türkiye gibi tepki potansiyeli yüksek ülkelerde devrim yapar ve kendi köpeklerini başa geçirir. İran ise onlar için sürekli havlayan küçük bir çomardır. Tasmasını bıraktıkları an kendilerini değil, Ortadoğu coğrafyasındaki sünni müslüman halkı katleder ve Yahudi baronlarının Büyük İsrail Projesi'ne hizmet eder. Neticede onlar için  bölge ne kadar çok Müslüman halktan temizlenirse, o kadar iyidir. Hatta İran'ı yeterli görmeyerek, Daeş ile takviye destek bile yapacaklardır. Temizlik ne kadar çabuk olursa, onlar için o kadar iyi olacaktır.

    Bir yandan Şii İran, diğer yandan Sünni olduğunu iddia eden Daeş gibi yapay örgütlerle mezhep kavgasını körükleyerek, girdiği coğrafyayı kan gölüne çeviren baronlar, Türkiye'de yeni bir İslami akım olan Fetö'yü beslemeyi de ihmal etmez. Planlanan darbe başarılı olsaydı, Türkiye, İran ve Daeş çemberinde tüm İslam alemi birbirine gireceği bir mezhep savaşları tezgahlanacaktı.

    Ancak baronlar hala durumdan memnun değillerdi. Zira hala İsrail üstünde defalarca plan ve operasyon yaptıkları Türkiye'ye bile söz geçiremeyen küçük bir devlet olarak duruyor, İran Ortadoğu ve İslam coğrafyasında giderek güç kazanıyor, dünya devletlerinden ABD'ye irili ufaklı tepkiler gelmeye başlıyordu. Zira kurtarıcı melek imajı Irak operasyonundan sonra büyük darbe almıştı.

    Kendini birden petrol coğrafyasının içinde bulan Yahudi baronları Uluslararası hukuk safsatalarını bir kenara bırakmış, aç köpek gibi lezzetli yemeğine saldırmıştı. Bu gözü dönmüşlükleri tüm dünyada yankı uyandırmaya başlamış, ABD'nin ve yöneticileri olan Yahudi baronlarının pislikleri tüm çevreler tarafından anlaşılmaya başlanmıştı.

    Bu durumun da çok geçmeden farkına varan baronlar, yıllar önce sindirilen uyuyan devi uyandırma projesine giriştiler. Yeniden çift kutuplu denge politikasına dönen baronlar, Vlademir Putin adında başarılı bir KGB ajanını keşfederek Rusya devlet başkanı olması için önünü açarlar. Kısa sürede Rusya'yı kalkındıran ve önemli atılımlar yapan Putin, bu adımları ile Avrupa'ya korktukları Sovyet Rusya'yı hatırlatıyordu adeta. Ambargolar ve restleşmeler çok geçmeden birbirini izler ve Rusya kartı yeniden tarih sahnesine sürülür. Ancak Soğuk Savaş döneminde kolayca yenilen beceriksiz Rusya'ya çok güvenmeyen baronlar Rusya'yı destekleyici ve itici bir güç olarak eski kankası Çin'e el atarlar.

    Yılların kapitalizm ve ABD düşmanı komünist Çin, ABD'nin dev şirketlerine ve fabrikalarına ev sahipliği yapar. Nike, Apple, Ford gibi köklü ABD firmaları Çin'e büyük yatırımlar yaparak Çin ekonomisine büyük katkılar sağlar. Gelişmişliğin ve ekonomideki canlanmanın verdiği cesaretle kendini kısa sürede geliştiren Çin, artık pek çok askeri teknolojisini kendi üretir hale gelmiştir.

    Bayram değil seyran değil, ABD eniştem neden beni öptü de, bunca fabrikayı benim ülkeme kurdu sorusunu yönelten Çin'e cevap gecikmeden geldi: Ucuz işçilik! Hiç kimse ne kadar ucuz olursa olsun, ileride düşmanı olacak bir ülkeye yatırım yapmaz.

    Yahudi baronları ABD'yi ısıracak köpeği besleyerek hem kendilerine yeni bir kontrolsüz güç oluşturuyor, hem de Dünya'yı yeni bir savaşa sürükleyerek tamamen kendine mahkum etmenin planlarını yapıyor. Olası bir savaşta, geçici olarak ikamet ettikleri ABD, Rusya ve Çin ile mücadelesi nedeniyle yıpranıp güç kaybedecek, Asya'nın sonradan gelişen ülkeleri de Almanya'nın akıbetini yaşayarak kullanılmanın ve yenilmenin verdiği ezilmişlik duygusu ile önlerine ne konulursa kabul etmek durumunda kalacaklardır.

    ABD yıpranacak, Rusya ve Çin, Hitler Almanya'sı gibi hezimete uğrayacak. Ancak bu planlanan savaş yeni bir süper güç yeni bir dünya düzeni doğuracak. Sizce planlanan yeni süper güç hangi ülke olabilir? Tabiki de İsrail.

    1. Dünya savaşından beri bu günler için tüm planlarını yapan Yahudi baronları, Türkiye'nin doğusu, Ortadoğu coğrafyasının tamamı ve Süveyş kanalını da içine alan büyük bir İsrail Devleti kurarak dünyaya yeni mekanlarında hükmetmenin adımlarını atıyor. Peki dünya devletleri ne yapıyor? Birbirleri ile restleşerek, Yahudi baronlarının planladığı bu büyük ve 3. savaş için adım adım sürükleniyorlar.

    Yazımı noktalarken, üzerinde sıkça durduğum Yahudi baronları kimler bilmeyenler şuradan öğrenebilirler. Ek olarak burada anlatılanları bilim-kurgu sananlar Banu Avar'ın aşağıdaki belgeselini izlesin daha sonra akıl küpü beynine danışsın:

    Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder